Çoğu zaman şunu duyarız: "Hangi yoldan gittiğin önemli değil, sonunda hepimiz aynı Tanrı'ya ulaşırız." Bu fikir kulağa hoş gelir. Barışçıl, kapsayıcı, kimseyi dışlamıyor. Ama doğru mu?
Bir düşünce deneyi yapalım. İki kişi aynı şehre gitmek istiyor. Biri haritayı doğru okuyor. Öbürü "hangi yol olursa olsun" deyip keyfi bir yöne yürüyor. İkisi de samimiyetle yola çıkıyor - peki ikisi de aynı yere varır mı? Samimiyet doğruluğun garantisi değildir.
Dünya dinlerine baktığımızda gerçek bir çeşitlilik görürüz. İslam, İsa Mesih'in bir peygamber olduğunu söyler. Hristiyanlık, İsa Mesih'in Tanrı'nın ta kendisi olduğunu söyler. Bu iki iddia aynı anda doğru olamaz. Budizm'de kişisel bir Tanrı yoktur. Hinduizm'de binlerce tanrı vardır. Bunlar farklı diller değil, birbirine zıt gerçeklik iddiaları.
Ama asıl soru şu değil: "Hangi din daha hoşgörülü görünüyor?" Asıl soru şudur: "Tanrı tarihte gerçekten bir şey yaptı mı?" Eğer yaptıysa, bu bir tercih meselesi değil, bir haber meselesidir.
Hristiyan imanı tam olarak bunu iddia eder. Tarihte belirli bir zamanda, belirli bir yerde, İbrahim'in Tanrısı İsa Mesih'in kişiliğinde insanlığın ortasına girdi. Bu iddia ya doğrudur ya da değildir - ama "herkes kendi yolunda haklı" diyerek geçiştirilemez.
"Yol, gerçek ve yaşam Ben'im. Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez." - Yuhanna 14:6
N.T. Wright bunu şöyle ifade eder: "İsa Mesih, farklı bir tanrı anlayışına sahip başka bir din kurmadı. O, Tanrı'nın İsrail'e yaptığı vaatlerin nihai gerçekleşmesiydi." Bu bir dinler arası rekabet değil; Tanrı'nın tarihe kendi adımıdır.
Peki bu diğer dinlerdeki insanları dışlıyor mu? Hayır. Kapı herkese açıktır. Ama bu kapının kendisi önemlidir. İsa Mesih'in iddiası şudur: Tanrı'nın krallığına giren tek yol, Tanrı'nın kendisinin açtığı yoldur. Bu yolu keşfetmeye davet ediyoruz.
"Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun." - Yuhanna 3:16