"Sen kimsin?" sorusu, insanlık tarihinin en eski sorusudur. Türkiye'de bu sorunun cevabı çoğu zaman şöyle şekillenir: ailem, milletim, dinim, mesleğim. Kimliğimiz bize dışarıdan verilir ve biz onu taşırız.
Hristiyanlık bu soruya köklü farklı bir cevap verir - ve bu cevap son derece özgürleştiricidir.
Kutsal Kitap, Mesih'e iman eden her kişinin "Mesih'te" olduğunu söyler. Bu Pavlus'un en sevdiği ifadedir. Yüzlerce kez tekrar eder. "Mesih'te olmak" ne anlama gelir? Basitçe: Tanrı'nın ailesinin bir üyesi olmak. Tanrı'nın krallığının vatandaşı olmak. Yeni yaratılışın parçası olmak.
"Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz." - Galatyalılar 3:28
Bu ayet ilk Hristiyanlar için devrimciydi. Roma dünyası sert hiyerarşilere dayanıyordu: özgür ve köle, Yahudi ve diğerleri, erkek ve kadın. İsa Mesih'in topluluğunda tüm bu duvarlar yıkılmıştı. Yeni kimlik, tüm eski kimliklerin üzerinde duruyordu.
N.T. Wright bunu şöyle ifade eder: "İsa Mesih'te olmak, bir düşünce veya his değildir. Yeni bir gerçekliğe katılmaktır. Tanrı'nın yeni yaratılışı, Mesih'te başlamıştır ve siz o gerçekliğin içindesiniz."
Bu kimlik değişimi dışarıdan dayatılmaz. İçeriden gerçekleşir. Kutsal Ruh gelir, yüreğinizde yaşar ve sizi dönüştürmeye başlar. Bu dönüşüm anlık değildir ama gerçektir. Tanrı'nın çocuğu olarak yeni bir hayat başlar.
Türkiye'de bu kimliği benimsemek bedel ister. Aile baskısı, sosyal yalnızlaşma gerçektir. Ama tarih boyunca milyonlarca insan bu bedeli ödemeye değer buldu - çünkü bu kimlik, başka hiçbir şeyin veremediği bir sağlamlık ve anlam taşır.
"Ama hepsini kayıp sayıyorum. Çünkü Rabbim Mesih İsa'yı tanımanın üstünlüğü her şeyin çok üstündedir." - Filipililer 3:8