Türkiye'de yaygın bir kaygı şudur: Hristiyanlar, Batı'nın veya yabancı güçlerin siyasi ajanlarıdır. Kilise, Türk devletini zayıflatmayı amaçlayan bir örgüttür. Bu kaygı tarihsel köklere sahiptir ve yok sayılamaz.
Ama gerçeği sormak gerekir: Kutsal Kitap'ın öğrettiği kilise, devlet karşıtı mıdır?
İlk Hristiyanlar Roma İmparatorluğu'nda yaşıyordu. Sezar en yüce otorite sayılıyordu. Ve ilk Hristiyanların ağzından çıkan cümle şuydu: "İsa Mesih Rab'dir." Bu, o dönem için gerçekten devrimci bir söylemdi - ama devrim, kılıçla değil; yaşamla gerçekleşti.
N.T. Wright bunu şöyle açıklar: "Erken Hristiyanlığın siyasi boyutu şudur: Sezar'ın iddialarını reddediyoruz - ama silahla değil, çarmıhla. Tanrı'nın krallığı, dünya düzenini güç kullanarak devirmeye çalışmaz. Aksine, hizmet, adalet ve sevgiyle dünyaya nüfuz eder."
"Her can, üstündeki yönetimlere bağlı olsun. Çünkü Tanrı'dan kaynaklanmayan yönetim yoktur." - Romalılar 13:1
Pavlus, yönetim otoritelerine itaati emretmiştir. Hem de Neron gibi zalim bir imparatorun döneminde. Bu, körcesine itaat değildir - Tanrı'nın krallığının farklı bir güçle işlediğinin kabulüdür. Kilise, iktidarı ele geçirerek değil; farklı bir yaşam biçimini ortaya koyarak dünyayı dönüştürür.
Türkiye'deki Hristiyanlar vatanseverdir. Türk olmaktan gurur duyarlar. Türkiye'yi severler, onun için dua ederler, iyi vatandaşlar olarak yaşarlar. Sadakatleri önce Tanrı'yadır - ama bu, devlete sadakatsizlik değildir. Tam tersine: Tanrı korkusu, dürüstlüğü, adaleti ve barışı öğretir. Bunlar sağlıklı bir toplumun temel taşlarıdır.
Kilise, siyasi bir rakip değildir. Kilise, Tanrı'nın krallığının toplumun içine yerleşmiş, onu içeriden dönüştüren bir topluluğudur. Bu dönüşüm, güç yoluyla değil; sevgiyle, hizmetle ve tanıklıkla gerçekleşir.
"Ülkenin iyiliğini arayın. Onun refahı için Tanrı'ya dua edin. Çünkü onun refahında sizin de refahınız var." - Yeremya 29:7