Türkiye'de "misyonerlik" kelimesi, anlamından farklı anlamlar yüklenerek kullanılır. Haçlı Seferleri, sömürgeci dönem, kültürel müdahale, devlet güvenliği endişeleri. Bu bağlamda "misyoner" kelimesini duymak, çoğu Türk için tehdit çanlarını çalar.
Bunun nedenini anlıyoruz, ama şu gerçeği de dile getirmek istiyoruz: Biz sadece inandığımız şeyi paylaşıyoruz.
N.T. Wright imanı paylaşmayı bir "haber duyurusu" olarak tanımlar. Bir fikirden, bir tercihten veya bir yaşam tarzı önerisinden değil; gerçekten olduğuna inandığımız bir haberden söz ediyoruz. "İsa Mesih öldü ve dirildi. O Rab’dir ve O’nun ölümü ve dirilişi aracılığıyla günahtan kurtuluruz." Bu, kişisel bir görüş değil; gerçek bir haberin mesajıdır.
Savaşın bittiğini bildiğinizi düşünün, ama savaşmaya devam eden insanlar var. Onlara gitmeniz ve "savaş bitti, artık özgürsünüz" demeniz yanlış bir şey mi olur? Yoksa bu, sevginin en doğal ifadesi midir?
"İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!" — Romalılar 10:15
Gerçeği paylaşmak insanları buna inanmaya zorlamak değildir. Türkiye'deki Hristiyanlar kılıçla değil, sözle ve yaşamlarıyla Müjde'yi paylaşır. Kimseyi baskıyla değiştirmeye çalışmazlar. Her insan kendi kararını verme özgürlüğüne sahiptir ve bu özgürlük kutsal bir şeydir. İkna eden de Rab’dir, insan değil.
Tarihsel Hristiyanlık, Türk kültürünü silmek için değil; her kültürü Mesih'in ışığında görmek için var olur. Türk olmak, Hristiyan olmakla çelişmez. İbrahim'in Tanrısı, İbrahim'in neslinden gelen tüm halkları sever.
Suçlanan şey misyonerlik değil, dini zorla kabul ettirmektir. Bu konuda hemfikiriz, baskı hiçbir inancın meşru aracı değildir. Ama Tanrı'nın krallığını anlatmak, davet etmek, konuşmak ve tanıklık etmek; bu sevginin doğal dili olmuştur.
"Bizi zorlayan, Mesih'in sevgisidir. ." — 2. Korintliler 5:14